şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde. son nefesimi vereli çok oldu, kalbim çoktan durdu ama alçak katilim hariç kimse başıma gelenleri bilmiyor. o ise, iğrenç, rezil, beni öldürdüğünden iyice emin olmak için nefesimi dinledi, nabzıma baktı. sonra böğrüme bir tekme attı, beni kuyuya taşıdı, kaldırıp aşağı bıraktı. taşla önceden kırdığı kafatasım kuyuya düşerken parça parça oldu, yüzüm, alnım,yanaklarım ezildi yok oldu; kemiklerim kırıldı, ağzım kanla doldu.
…
ben öldüm ama gömülmedim. bu yüzden de ruhum gövdemi bütünüyle terk edemedi. cennet, cehennem, neredeyse kaderim, ruhumun oralara yaklaşabilmesi için gövdemin pisliğinden çıkabilmesi gerekir. başkalarının da başına gelen bu istisnai durumum, ruhuma korkunç acılar veriyor. kafatasımın paramparça olmasını, gövdemin yarısının buz gibi suda kırıklar ve yaralar içinde çürümesini duymuyorum da, gövdemi terk etmek için çırpınan ruhumun derin azabını hissediyorum.sanki bütün alem benim içimde bir yerde sıkışarak daralmaya başlıyor.
bu daralma hissini, o eşsiz ölüm anımda hissettiğim şaşırtıcı genişlik hissiyle karşılaştırabilirim ancak. o hiç beklemediğim taş darbesiyle kafatasım kenarından kırıldığında, o alçağın beni öldürmek istediğini hemen anladım da, öldürebileceğine inanmadım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder