seni düşündüm. omurganın üzerinde tıpkı cennete yakışan peygamber gibi duran gözlerini düşündüm. ellerini koyduğun masayı. açtığın pencereleri. kapattığın kapıları. sevdiğin kadının çekik gözlerini. sevdiğin kadının hiç sevmediğim ismini. sevdiğin kadının seninle aynı masada duran ellerini. ne zaman seninle konuşsam ellerimden omuzlarıma dek uzanan üşümeyi düşündüm. bunu düşünürken biraz yutkundum. sigaramı tutuşturdum. “bahçende çiçek yetiştiremeyeceğim. bunu ikimiz de biliyoruz. sen benim narıma kabuk olacak adres değilsin. ben dağınık kalmaya devam edeceğim. biliyorum. hiçbir iklim sesinin meydana getirdiğiyle kıyaslanamaz; bunu bilmesem de olurdu.” diye mırıldandım. dilim parçalandı. “ben bir kez daha parçalanmak değil, artık tamamlanmak istiyorum.” demiştim sana oysaki. ocağı yakıp elimi ateşe tutar gibi.
biz seninle hiç. boşluğu doldurmaya kalkışma. öyle çok ki o cümleye uyan parça.
bu yırtılan benim paçam. bu elime yakışmayan iğne, iplik, makas. bu senin göğsünü hiç öpemeyişim. bu benim göğsümü hiç. bu senin uzayan boynun. bu benim kısalan dudaklarım. kapatmadığım ışık. ellerime inen perde. senin sardığın tütünün parmaklarınla valsi. benim değdiğim raf. raftaki çiçek. senin güzel annen. rabbim, şükür yine de, dediğim. bu benim vazgeçmeye meyyalim. direnmemekte direttiğim ayak bileklerim. kaybettiğim mecalim. gitmeye eğimli yolum. yolun yamuk lehimleri. sana “sarıl bana” demeyi özl…neyse, balkonumun sana açılmayan manzarasına da yazıklar olsun doğrusu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder