hiçbir şey yok ki, ağlama, dedi korkarak.
ben birilerini güneşli günde korkutanım.
yok ki, dedim ağlayarak. hiçbir şey yok, bu yüzden ağlıyorum zaten.
sesim beş saniye gecikmeli gitti, üzüldüğümün beş saniye sonra farkına vardı, bazı şeylere bu yüzden hep ama hep geç kalacağımdı. ben yürümek istemiyorum ki diye bağırdım, kolumda uzun saçlı bir kız vardı. duralım öyleyse der gibi baktı, ben durmakta istemiyorum ki! koşmak, yorulmak, bir şeyler hakkında tartışmak, hatta ağzımı aralamak, yemek, içmek, şu zıkkımı içmek bile istemiyorum ki ben. ben yaşamak istemiyorum der gibi baktım ona, yaşamaya değersin der gibi baktı bana. yol uzadı, ben asfalttan derimi sıyırdım, güneşe yine yara bere içinde çıktım ama aklım hep yarımdı, kalbim de pek güzel atıyor sayılmazdı. anahtarı unutup kapıda kaldığım gün onun başka bir şehirde, bambaşka bir evde acıktığını düşünerek üzülürken benim dizlerim açlıktan kırılacaktı. ben gitmek istemiyorum anne dediğimde evde bir rüzgar vardı, kapıları kimin kapattığı sonradan anlaşıldı. çok güzel giden bir baba, sigaraları lavabonun içinde biriktiren bir anne vardı, yağmur yağmasını beklemeden şu çatı gözlerimden, boynumdan betona akardı. ben istemiyorum. ben kalmak da istemiyorum, gitmek de. ben o bavulları dağıtarak kalmasını dayatan da olmak istemiyorum git diye bağıracak kadar cesur olan da. ben ekmek almak istiyorum. bir ev istiyorum tek katlı olsun mu. ben çok para kazanmak istemiyorum. ben ‘’bilmem ne hanım’’ ya da ‘’sayın bilmem ne’’ olmak da istemiyorum. baba ben memur olup sırtımı devlete dayayacağıma sırtım soğuk mermerde uyurum daha iyi. anne ben evlenip güzel bir yuva kuracağıma şimdi, şuracıkta ölürüm daha iyi. ben istemiyorum, anlıyor musunuz. hatırlanmak da istemiyorum, hatırlamak da. içim bir kış uykusu kadar uzun soluklu yolculuğun tam ortasında çökercesine bağırsın, ben yolun tam ortasına çökercesine donup kalayım, donup kalınca ben işte herkes uyusun, kapansın televizyon sesler kısılsın, o kadınlar ölmesin, o adamların boyunları kıldan ince ağaçlarda sallandırılmasın. yani ben istemiyorum, siz beni anlıyor musunuz. sigara külünü nereye düşürürsen düşür açılan küçük bir delik muhakkak oluyor. bir kadın vardı. adını bile unutmuşsunuzdur siz ama yastığında birkaç tel saçım kalmıştı. her şey o kadar boş ve boşuna ki, dediğinde yüzümü ekşitmiştim. o yüzüm bana ekşi ekşi bakıyor şimdi aynadan. o yüzümle yaşıyor, o yüzümle çamaşır falan asıyorum, günlük döngüler işte. sussa, zaten susmuyor. içimdeki haketmeyen ses bir sussa, zaten gitmiyor. bu yazı nasıl bitecek, bitmiyor. bitmiyor. bitmiyor. bitmiy-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder