-

21 Mayıs 2016 Cumartesi

zihni, içindeki yankılara şaşırarak olayların, insanların, gerçeklerin boyutlarını kavramakta, onları oldukları gibi görmekte zorlanmaya başlamıştı. her şey olduğundan daha büyük, kendisi ise olduğundan daha küçük ve güçsüz görünüyordu.
öfkelenmeden üzülmeyi beceremediğinden üzüntüsü bir kızgınlık halinde ortaya çıkıyor, hayatında kim varsa hepsine kızıyor, bu durumundan dolayı hepsini suçluyordu. o anda kimseyi kendine dost ve yakın göremediğinden bir boşlukla kuşatılmış gibiydi. hangi yöne gideceğini, kurtuluşunun nerede olduğunu bu boşlukta seçemiyor, içine kaybolmuşluk duygusu da yerleşiyordu. “kimsem yok benim” diye düşündü, “beni seven kimse yok.”
bütün ruhu yara olmuş gibi sızlıyordu içi. her duygu, her düşünce, her inanç daha ortaya çıktığı anda o yaraya değip içini ağlama isteğiyle doldurarak acıtıyordu. uyumak, unutmak istiyordu. o anda o kadar yalnız ve çaresizdi ki, bu, uyku ölümüne dönüşse ve bir daha uyanamayacak olsa bundan şikayet etmezdi. bunu derinlerinde hissediyordu. o sessiz ve boş odada hayata olan inancıyla birlikte ölüm korkusunu da kaybetmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder